İnanç
Kendine inanmaktan vazgeçmemelisin.
Senin hayata dair bir fikrin var, ona yapış; ona inan.
İnsanlar sana kıl, anormal, salak, aptal, ukala, hasta diyebilirler, çünkü seni kendi ölçekleriyle değerlendirirler. Lakin o yargılar sadece kendi gerçekleri için geçerlidir. Senin için değil. Zira tenimiz bizi dış dünyadan yalıtırken var olmamızı sağlar ve eşsiz oluruz ama aynı zamanda bilmeliyiz ki kendi içimiz kadarız ve de dışarıya taşmak çok çalış(ıl)mış olmayı gerektirir. O nedenle haddimizi bilmeliyiz, dışarıya çok karışmamalıyız, ama oralarda gezmeyi de ihmal etmemeliyiz.
Neyse, dönelim biz yine sana. Sen kendini dinlemelisin. Başkalarını dinlersen kendine ihanet etmiş olursun. Yanlış yapman da garantidir. Kendine inan. O yetecektir. Karşıdan fikir al tabii ki, ama unutma ki başkalarının bilgisiyle bilgin olabilsen de başkasının aklıyla akıllı olamazsın.
Yarışa girme. Sevgide, saygıda, hizmette yarış ; geri kalan her şeyde onlar koşsun, sen kenarda dur (prof. dr. İ. Saraçoğlu sağolsun, onun yaşam mottosuymuş).
Bil ki doğru, iyi ve güzel olan tepki çeker. Varlığın onların yanlışlığını ortaya çıkardığı için senin ışığın onların başarısızlıklarını, eksikliklerini, rahatsızlıklarını ortaya serecektir. Şaşırma. Şüphe de etme kendinden. Üzülme de. İnsan olduğu şeyden utanmamalı, kendini olduğu gibi kabul edebilmeli, ve dahi sevebilmeli. Hatta hayatta bir tek şeyde, o da kendisinde inat etmeli.
Düşün, sen aslında ne istiyorsun, sen nasıl değerlendiriyorsun?
Kendine dürüst ol, yeter. Bütün cevaplar sendedir. Bütün soruları sana veren, cevapları neden dışarıda bıraksın?